Deprem Nedeni İle Açılan Tazminata Cevap Dilekçesi Örneği

Deprem Nedeni İle Açılan Tazminata Cevap Dilekçesi Örneği

………… İDARE MAHKEMESİ SAYIN BAŞKANLIĞINA

Gönderilmek Üzere

……… NÖBETÇİ VERGİ MAHKEMESİ SAYIN BAŞKANLIĞINA

DOSYA NO         : …… E. NO

CEVAP VEREN

DAVALI               : (İL) BELEDİYE BAŞKANLIĞI

VEKİLİ                 : Av.

DAVACILAR       :

VEKİLLERİ          : Av.

KONU                  :../../…. Tarihli Dava Dilekçesine Cevaplarımızın Sunulmasıdır.

AÇIKLAMALAR  :Davacı vekili müvekkillerinden ……………… ile ……….. ……………….’ın ……. doğumlu çocukları ………….. …………..’nın  18 Ağustos 2018 günü gerçekleşen depremde …… binanın tamamen çökmesi sonucu hayatlarını kaybetmeleri neticesi müvekkilim Belediye Başkanlığı aleyhine ………………………-TL lik  maddi ve ……………………….-TL manevi tazminat  davası açmış bulunmaktadır. Açılan bu davanın tarafımızdan kabulü mümkün değildir.

CEVABIMIZ:

Dava süresinde açılmamıştır. Şöyle ki;

Zararın davalı idarelerin yapının bulunduğu bölgenin 1. derece deprem bölgesi olmasına rağmen imar planında yapılaşma şartları belirlenirken bölgenin özelliklerini dikkate almamış olmaları, imar planları yaparak imara açmaları,  yapı ruhsatı verilen yapıların projesine ve mevzuata uygun olarak yapılıp yapılmadığını kontrol etmemelerinden doğduğu iddia edilmekte olup bu bağlamda tazmini istenen zararı idari eylemlerden değil 3194 Sayılı Yasa ve ilgili yönetmelik uyarınca imar planı yapmak, projeyi tasdik etmek, inşaat ruhsatı vermek, yapılaşmayı kontrol etmek, yapı kullanma izni vermek gibi idari işlemlerden kaynaklanması karşısında dava açma süresinin 2577 sayılı yasanın 12. Maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekir.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 12. maddesinde ilgililerin haklarını ihlal eden bir idari işlem nedeniyle Danıştay’a, Vergi ve İdare Mahkemelerine doğrudan tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine bu husustaki kararın veya Kanun yollarına başvurulması durumunda verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresince tam yargı davası açılabileceği, bu halde de ilgililerin 11. Madde gereğince idareye başvurma haklarının saklı olacağı belirtilmiştir, atıf yapılan yasanın 11. Maddesinde de ilgililerce idari dava açılmadan önce, idari işlemin ortadan kaldırılması, geri alınması,  yeni bir işlem yapılması veya değiştirilmesini üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan idari dava açma süresini durduracağı, 60 gün içinde cevap verilmez ise isteğin ret edilmiş sayılacağı,  ret edilmiş sayılması veya , projeyi tasdik etmek halinde dava açma zamanın tekrardan işlemeye başlayacağı ve başvurma tarihine kadar geçmiş zamanın da hesaba katılacağı 7. Maddesinde ise idare mahkemelerinde dava açma zamanının yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden itibaren 60 gün olduğu hükme bağlanmış olmaktadır.

Hakkın ihlali işlemin tesis tarihinde değil de bu işlemin icrası tarihinde olmuşsa, tam yargı davası işlemin icrası tarihinden sonra 60 gün içinde açılması gerekmektedir.

Lakin dava dilekçesinde zarar doğurduğu iddia edilen işlemler, yürütme ve tesis safhalarını tamamlamış işlemler olmaktadır. Bir başka söyleyişle imar planları yapılmış, buna uygun yapı ruhsatları düzenlenmiş, inşaat tamamlanarak yapı kullanma izinleri verilmiş ve yapılar iskana açılmış olmaktadır.

Bu işlemlerden doğduğu öne sürülen zararlar, işlemlerin icra tarihinde değil, 17.08.1999 tarihinde meydana gelen deprem ile ortaya çıkmıştır. Bu sebeple bu işlemlerden dolayı hakkının ihlal edildiğini ileri süren ilgililerin bu tarihten itibaren 60 gün içinde doğrudan veya bu süre içinde olmak kaydı ile 2577 Sayılı Yasanın 11. Maddesine uyarınca idareye yaptıkları başvuru üzerine, bu başvuruya verilen cevabın tebliğini veya 60 gün içinde cevap verilmez ise izleyen günden itibaren kalan süre içinde tam yargı davaları açmaları gerekmek. (İdare Mahkemesinin 20.12.2000 Tarih, 2000/959 Esas, 2000/1605 Karar Sayılı İlamı)

Dava konusu olayda ise 19.07.2018 tarihinde meydana gelen deprem sonucu maliki oldukları evleri yıkılan davacıların bu tarihi izleyen günden sonra 60 gün içinde veya bu süre içinde olmak kaydı ile 2577 Sayılı Yasanın 11. Maddesinde öngörülen başvuru yolunu kullandıktan sonra tam yargı davası açması gerekirken bu süreler geçtikten çok sonrasında müvekkilim Belediye Başkanlığına 15.06.2019 tarihinde başvuruda bulunulmuş cevap verilmemesi nedeni ile 28.06.2019 tarihinde dava açmış bulunmaktadır. Bu sebeple davacının açtığı davada süre aşımı bulunduğundan 2577 Sayılı Yasanın 14/3-e ve 15/1-b maddeleri gereğince davanın süreaşımı sebebiyle reddine karar verilmesini talep ederiz.

ESASA İLİŞKİN CEVAPLARIMIZ

Davacı taraf talebinde haksız OLMAKTADIR ve bu talebini kabul etmek MÜMKÜN DEĞİLDİR. Çünkü meydana gelen zararla müvekkilim arasında nedensellik bağı kurulamamaktadır. 7269 Sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Nedeniyle Alınacak Tedbirler ile Yapılacak Yardımlara Dair Kanun’ un 2. Maddesi gereğince “…….., yer kayması, yer sarsıntısı, kaya düşmesi ve çığ gibi afetlere uğramış veya uğrayabilir bölgelerse İskan ve İmar Bakanlığı’nca tespit ve bunlardan kasaba ve şehirlerde meydana gelen ve gelebileceklerin sınırları imar planına, imar planı bulunmayan kasaba ve köylerde de belli edildikçe kroki ve haritalarda işlenmek suretiyle afete maruz bölge olarak İmar ve İskan Bakanlığı’ nın teklifi üzerine  Bakanlar Kurulunca kararlaştırılır ve bu suretle tespit olunan sınırlarda, İmar ve İskan Bakanlığı’ nın isteği üzerine olan  ilgili valiliklerce mahallinde ilan olunur.”  Söylenmektedir.

Bu madde uyarınca……………. Belediyesi hakkında AFETE MARUZ BÖLGE olduğuna dair bir ilan ve tespit yapılmadığı görülecektir. 7269 Sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak olan Yardımlara Dair Kanun’ un 3. Maddesinde yer almakta olan yükümlülüklerden Belediyenin sorumluluğu bulunmamakta, yukarıda da açıkladığımız üzere Değirmendere Belediyesi “Afete Maruz Bölge”kapsamı dışındadır. Değirmendere 1990 yılında İmara açılmıştır. Bir bölgeyi İmar’ a kapatma ve açma yetkisi Bakanlığındır. Bakanlığın Değirmendere’ yi imara açmasının yanı sıra imar planı üzerine de bu bölgeden fay hattının geçtiği işlenmemiştir. Şayet fay hattının geçtiği işlenmiş olsaydı, bu bölgelerde bina ve konut yapımı mümkün olmayacaktır. Dolayısı ile kanun maddesinden de açıkça görüldüğü üzere Belediye’ ye hiçbir kusur isnat edilemez. Fay hattının geçtiği yeri imara açan ve fay hattının geçtiğini imar planına işlemeyen Bakanlığın sorumluluğu söz konusu olmaktadır. Eğer Bakanlık sorumlu davranmış olsaydı, imara açılmış ve içinden fay hattı geçen bu alanları Afete Maruz Bölge olarak ilan etmesi ve imara kapatması gerekirdi.

Davacı tarafın ileri sürmüş bulunduğu Afet Bölgelerinde Yapılacak Yapılar Hakkında Yönetmelikle ilgili olarak 1997, 1998 yıllarında yapılmış değişikliklerin akabinde 1975 yönetmeliğine göre yapılmış binalar hakkında herhangi bir tedbirin alınmayışı dolayısıyla idarenin kusurlu olduğu Değirmendere Belediyesi’ ne isnat edilemez.

Çünkü:

  • Öncelikle ……………… Belediyesi Afete Maruz Bölge Statüsünde olmamaktadır.
  • Bunun yanında davacı tarafın ileri sürmüş bulunduğu, 1975 tarihli yönetmeliğe göre yapılmış evler hakkında alınacak tedbirler Belediyenin değil Bakanlığın yetkisinde olmaktadır. Bilindiği gibi Belediyeler kendi sınırları içerisinde düzenleme yapmak yetkisine sahip olmaktadır. Genel nitelikte düzenlemeyi Bakanlığın yapması gerekir ve bu olayda da Belediye’nin  sorumluluğunda olmamaktadır.

Tüm bunların yanında müvekkilime yöneltilmiş olan beyanları İmar Mevzuatı açısından da kabul etmemiz mümkün değildir.

Şöyledir ki:

3194 Sayılı İmar Yasası’na uyarınca yerel belediyelerin yapı izin vermeleri,   yapı sahibinin hazırlattığı  Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’nca  belirlenmiş düzenleme ve proje çizim standartlarına uygun biçimde  yetkili elemanlar tarafından    düzenlenen  projelerin onaylanması ve incelenmesi şeklindedir. Yapı, ruhsat sahibi  tarafından proje mimarları ve mühendislere yaptırılmaktadır. Müvekkilim Belediye tarafından ekleri ve proje  yasa ve yönetmeliklere, imar planına, teknik kurallara uygun olduğu nedeni ile yapı izni verilmiş olmaktadır. Bu nedenle müvekkilim vermiş bulunduğu yapı izninden dolayı depreme dayanıklı bina yapılmamasından  ve yahut ta yapılıp ta yıkılmasından sorumluğu doğmamaktadır.

Belediyenin proje tasdiki uygulamalarında projenin sağlamlığı nedeni ile değil de onun imar mevzuatına uygunluğu incelenmektedir. Belediyenin kolonların, kirişlerin donatıları ve ebattı kontrol etmesi pratik bakımdan mümkün olmamaktadır. Bu bakımdan dava konusu olayda müvekkilim Belediye Başkanlığının bir kusuru bulunmamaktadır.

Yasa ile her yapının Belediye’ ye karşı sorumluluğunu buna yetkili  fen adamlarının yüklenmesi öngörülmüş olmaktadır.   Belediyeye karşı teknik sorumluğu üzerine alan fen adamı yapının eklere ve projelerine  uygun olarak yapılmasını denetlemek zorundadır.  Mal sahibinin ekine ve projeye aykırı olarak yaptığı işler var ise 3 gün içinde yazı ile, durumu Belediye’ ye bildirmesi gerekmektedir. (İmar Kanunu md. 28). Belediyeye karşı teknik sorumluluğu  üzerine alan fen adamı, Belediyemize eklerine ve projeye aykırı  iş yapıldığına dair  herhangi bir başvuruda bulunmamıştır. İmar Kanunu’nun 42. Maddesine göre İmar Mevzuatına aykırı olarak yapılan yapı nedeniyle  yapı sahibiyle müteahhit sorumludur.

Yine İmar Kanunu’nun 38. Maddesinde sayılan  Mühendisler, Şehir Plancıları  ve Mimarlar dışında kalan fen adamlarının yetki, sorumlulukları ve görevleri hakkında ki yönetmeliğin 6. Maddesinde  Fen Adamlarının inşaat işlerindeki görev ve yetkileri düzenlenmiş, aynı yönetmeliğin 10. Maddesinde  ise Fen adamlarının sorumlulukları düzenlemiş olmaktadır.

Bu yönetmeliğin 10. Maddesinde ” İmar Planları ile bunların tatbikat planlarını, halihazır haritaları, statik, mimari ve tesisat plan, proje ve resim hesaplarını hazırlayan fen adamları, bunların bilcümle fenni hatalarından sorumludur, fen adamları üzerlerine aldıkları işlerin tasdikli imar planlarına ve tasdikli vaziyet planına, mer’ i kanun,  tatbikat projelerine,  tüzük, yönetmelik ve şartnamelere, sanat ve fen şartlarına uygun olarak yaptırılmasından sorumlu ve mükelleftirler.( Madde 10/2 )” demektedir. Bu açıklamalardan da anlaşılacağı gibi yıkılan bina eklere ve projeye aykırı olarak yapılmış ise bunların sorumluluğu tarafımıza değil teknik sorumluluğu üzerine alan fen adamına ait olmaktadır.

İnşaat, demirin az olması veya çimentonun noksan dozda kullanılmış olması veya temel hafriyat veya takviyesinin yetersiz yapılması gibi sebeplerle yıkılmış ise burada gizli ayıptan söz etmek gereklidir. İnşaatın el ile ve göz ile yapılan muayenesinde saptanması mümkün bulunmayan, özel bir teknik incelemeyle veyahut ta bir zaman süreci sonunda bulguları ortaya çıkan ayıplar gizli ayıp diye nitelendirilir. Müteahhit, yüklendiği inşaatı gerek sözleşmeye gerekse fenni şartlara göre inşa etmekte olup teslim etmekle sorumlu olmaktadır. fenni koşullara veya sözleşmeye uygun yapılmayan inşaat ayıplıdır. Kusurlu yapılan   inşaattan yapı iznini veren idare değil de müteahhit Borçlar Kanunu’nun 360. Maddesi hükmü gereğince sorumlu olmaktadır.

Gizli ayıp, genellikle müteahhidin fenni şartlarda yeterli ve uygunlukta malzeme kullanmamasın kaynaklanmaktadır. Müteahhit yüklendiği inşaatı fenni koşullara göre inşaat etmemişşe inşaatın gizli ayıbından sorumlu olmaktadır.

Binanın yıkılmasına sebep olan olay doğal bir afet olmaktadır. Olağan dışı ve çok büyük bir depremin ardından  sarsıntının yayılış yönü, yapının bulunduğu yere şiddeti ve etkisi, zararın meydana gelmesinde etkili olmaktadır. Bir zarardan ve bunun tazmininden bahsedilecek ise tüm bu hususların dikkate alınması gerekir.  Zararın nedeni olarak sadece binanın özelliklerinin ileri sürülmesi eksik değerlendirmeye neden olmamaktadır.

Bölgemizde 27.06.2018 günü meydana gelen deprem son yüzyılın en büyük felaketi olup büyük yıkım ve can kaybının en büyük sorumlusu olmaktadır. Davacı taraf yıkılan yapının yapımı esnasında gerekli olan denetimlerin müvekkilim Belediye Başkanlığı tarafınca yapılmadığından hizmet kusuru bulunduğu savı ile tazminata hükmedilmesini istemektedir. Ancak meydana gelen zararlar, mücbir sebep sayılması gerektiği açık olan ve bilimsel raporlarla da şiddeti ve yıkıcılığı vurgulanan deprem sonucu meydana gelmiş olup, kusurdan uzak, karşı konulamayan, önceden bilinmeyen, idarenin faaliyetleri dışından gelen gerçek bir olay olan mücbir sebep, zararı idareye yüklenebilir olmaktan çıkaran, zararla idari faaliyet arasında illiyet bağını ortadan kaldıran etkenlerin başında gelir. Bu duruma göre de olayın gelişimi ve zararın belirtilen niteliği karşısında idarenin tazmin sorumluluğundan söz etmeye olanak olmamaktadır.  Aynı konu ile ilgili olarak açılan davalarda Bursa 2. İdare Mahkemesi de aynı görüşte olmakta 28.09.2000 tarih, 1999/1257 E. Ve 2000/867 K. Sayılı ilamında “illiyet bağı bütünüyle ortadan kalkan mücbir sebep hallerinde idarenin tazmin sorumluluğuna gidilememektedir” denilmiş ve davanın reddine karar vermiştir.

Tüm bu hususlar dikkate alındığında müvekkilim Değirmendere Belediyesi’nin söz konusu binanın yıkılmasında hiçbir kusuru olmamaktadır. Çünkü müvekkilimin denetleme ve inceleme konusunda herhangi bir ihmali bulunmamaktadır. Dolayısıyla davaya taraf değildir ve tarafımız açısından davanın reddi gerekir.

Bilirkişinin vermiş olduğu raporda konutların değerine ilişkin olarak yapmış olduğu tespitler ve Davacı tarafın talep etmiş bulunduğu maddi tazminat miktarı fahiş bir fiyat olmaktadır. Bilirkişi raporunu reddediyoruz. Bilirkişinin yapmış olduğu inceleme neye göre yapılmış olduğu belli değildir. Hasarlı, yıkılmış durumda bulunan binanın üzerinden bilimsel veriler kullanılmadan çıplak gözle yapılan muayenenin hiçbir bilimsel ve hukuki değeri bulunmamaktadır”

HUKUKİ SEBEPLER: İmar Kanunu ve ilgili yönetmelikler, Borçlar Kanunu, İlgili diğer mevzuatlar

DELİLLER                : Tapu Kayıtları, İmar durumu, Yasal ve Takdiri, yasal her türlü Deliller.

İSTEM                                 : Yukarıda arz  ettiğimiz sebepler nedeni ile  bilirkişi raporuna itirazımızın kabulüne, davacı tarafın davasının reddine, yargılama giderlerinin davalıya yükletilmesine, karşı taraf vekalet ücretinin Avukat olarak adımıza hükmedilmesine karar verilmesini talep ederiz. ../../….

DAVALI VEKİLİ

                                                                                                                           Av.  ………

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir