Cezaevlerinin Tarihçesi

Cezaevlerinin Tarihçesi

İnsanların cezalandırılma amacıyla kapalı bir yere koyulmaları eski bir uygulamadır. Hürriyeti bağlayıcı cezaların tarihçesi ile cezaevlerinin tarihçesi iç içedir. Bu bakımdan öncelikle hürriyeti bağlayıcı cezaların tarihçesine bakmakta fayda vardır.

   Hürriyeti bağlayıcı cezaların infazının gelişiminde üç dönem önemlidir: 1) Amsterdam cezaevlerinin doğuşu ve onların 17’inci yüzyılda Avrupa ya etkisi; 2) Kuzey Amerika ceza infaz modellerinin etkisi ve hangi sistemin doğru olduğu konusunda tartışma; 3) Ceza infaz kurumlarının açılması ve 20’nci yüzyılın ikinci yarısında hükümlülere muamelede asgari esasların hukuken gerçekleştirilmesi.

   1588’de Amsterdam ceza mahkemesinin jürisi, 16 yaşını aşmamış bir genç hırsızı mutad olduğu gibi ölüm cezasına mahkûm etmedi, bilakis devlet tarafından eğitilip iyileştirilmesini istedi  Ceza mahkemesi ve belediye başkanı arasındaki uzun tartışmalardan sonra, şehir meclisi ilkbahar 1595’de, Klarissen Manastırının bir kısmının çalışma ve iyileştirme kurumu olarak düzenlenmesine karar verdi. Bugünkü anlamda ilk cezaevi 1595’de Amsterdam’da, erkekler için yapılan cezaevidir.

    16’ncı yüzyılın sonlarında Hollanda da ortaya çıkan Amsterdam hapishaneleri ile birlikte modern anlamda hürriyeti bağlayıcı ceza, bedeni ceza yerine tatbik edilmeye başlanmıştır. Diğer bir ifadeyle artık sırf cezalandırma değil, hüküm-lünün iyileştirilmesi ve yeniden sosyalleştirilmesi amaçlanmaya başlanmıştır.

   Bu gelişmelerin sonucu olarak 18’inci yüzyılın sonlarında Pensilvanya’da reform hareketleri başlamıştır. Buradaki ana düşünce hükümlünün gece ve gündüz sıkı bir şekilde tecrit edilmek suretiyle tek kişilik hücrede cezasının infazıdır.

  19’uncu yüzyılda bu iki Amerikan sistemi Avrupa da da tartışılıyordu. İngiltere, 1842’de Londra yakınlarında Pentonville cezaevini Filedelfiya’nın Pensilvanya sistemini örnek alarak, olarak açtı. Fakat tek kişilik hapis sistemi modernleşti.

  İnfaz ilişkilerinin iyileştirilmesi yolundaki gayretler, 20. yüzyılın ilk yarısında ortaya çıkan ikinci Dünya Savaşı ve infazın insanileştirilmesi düşüncesine karşı çıkan totaliter sistemlerce önemli ölçüde engellenmiştir. Fakat 20’nci yüzyılın ikinci yarısında uluslararası reform hareketleri ortaya çıkmış ve Birleşmiş Milletlerce 1955’de Cenevre’de düzenlenen “Suçların Önlenmesi ve Hükümlülere Muamele” konulu kongrede alınan “Hükümlülere Muamelede Asgari Esaslar” ve “İnfaz Kurumu Açma “tavsiyeleri, infaz hukukunun gelişimini derinden etkilemiştir. Nitekim  “Hükümlülere Muamelede Uyulacak Asgari Esaslar” Birleşmiş Milletlerce 31 Temmuz 1957’de kabul edilmiştir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir